Dünyanın en derininde, Güzelliği ve Bilimi Keşfetmek

Diğer gezegenlere gitmek için uğraşırken daha kendi yaşadığımız gezegeni tamamen keşfedemedik ve büyük ihtimalle de gün gelip buradan gitmek zorunda kaldığımız zaman bile hala keşfedememiş olacağız. Bahsedilen büyüklük ise 10.000.000 kilometre. Üzerinde yürüdüğümüz toprağın altında ışık görmemiş, insanlarla temas halinde olmayan yeraltı mağaralarının toplam uzunluğu.

İzlediğim TED konuşmasında yeraltı mağara keşifçisi Francesco Sauro’nun dediğine göre uzaylıları aramak için çok uzağa gitmemize gerek yok; çünkü şu an yaşadığımız gezegende bile insanlarla temasa geçmemiş binlerce çeşit canlı yeraltı mağaralarında yaşıyormuş. Sadece canlılar değil, mağaraların büyüsü de bambaşka. Fotoğraflardan gördüğümüz kadarıyla görüp görebileceğimiz en güzel manzaralara ev sahipliği yapıyor mağaralar.

Mağaraların fotoğrafları ile şehirlerin fotoğraflarını da yan yana koyunca çok ilginç ve kötü bir manzara ortaya çıkıyor: Olağanüstü bir gezegende yaşıyoruz ama ona zarar vermekten başka bir şey yapmıyoruz. O ise tam tersine her gün bize bambaşka güzellikler sunuyor farkında değiliz. Aslında biz ne kadar mahvedersek edelim asla tamamen yok edemeyeceğiz güzellikleri, ki bu insanın içini heyecanla dolduran bir şey; çünkü her gün görebileceğimiz yeni bir güzellik var. Bir bakıma, başımızı kaldıramadığımız telefonlarımızın ötesinde çok başka bir dünya var, belki kaldırsak başımızı göreceğiz ama kaldırmıyoruz. Mağarayla telefon ne alaka? Önce mağaranın içinde bulunduğu dağları görmemiz gerekiyor çünkü.

Bir de olaya şu yönden bakabiliriz; yeraltında yaşayan canlılar bile insanların ne kadar acımasız olduklarını bildikleri için yeryüzüne çıkmayı reddediyorlar. Işık görmeme pahasına yaşıyorlar orada ama biliyorlar ki bizimle iletişime geçmedikleri zaman değişmek zorunda kalmayacak veya değiştirilemeyecekler. Belki de böylece küçük mavi gezegenimizin başına gelenlerden kurtulmayı bu şekilde başardılar, yeryüzüne çıkmayarak; çünkü yeraltında milyonlarca yıl geriden gelen canlılar bile varmış.

Gizemi asla bitmeyecek bir yer de yaşıyoruz ama sürekli şikâyet ediyoruz yaşadığımız hayatlardan, çok monoton diye. Hâlbuki telefonlarımızı bırakıp veya gerçekçi olalım kullanımını azaltıp hayatımıza heyecan getirecek yeni gizemlerin peşinden koşabiliriz.

 

Alper Şimşek

masalambasi.co

twitter.com/alpersimsek

medium.com/@alpersimsek


Tedle21gun macerasına sen de katıl. 21 gün boyunca sen de seçtiğin bir TED videosunu izle ve yorumlayarak bize gönder. TEDle21gun, insanların hayatını değiştiren en güçlü disiplinlerden. Bu maceraya sen de katıl.


 

Betûl Mardin: Engelleri Avantaja Çevirin

Türkiye’de iletişim ve halkla ilişkiler denildiği zaman akla gelen ilk isimdir Sayın Betûl Mardin.
Onun öğrencilerinden biri olan Sevgili Prof. Dr. Nüket Güz hocam, Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu olarak 2012’de düzenlediğimiz Medya ve Yeni Medya Ödülleri’nde anlattığı (https://youtu.be/rrXHi9ar24w?t=1590) bir anısında “anneme iletişimci olacağım dediğimde annem ‘iletişimci de nedir ki, postacı mı olacaksın, PTT’de mi çalışacaksın?” diye soruyor.
Bırakın Sayın Mardin’in halkla ilişkiler yaparken bu terimle yapması, öğrencilerinin ebeveynlerinin dahi konudan haberinin olmadığı bir dönemde yaşadığı nice zorluklara rağmen hepsinden avantajlı bir şekilde çıkıyor.
Çocukluğunda o kadar çok dayak yemiş ki; beyninin bir kısmını, makina kullanma yetisini kaybetmiş.
Ama Betûl Mardin yine yılmamış. “O yemindir beni doğuran; benimle kimse alay edemeyecek, bu son alay ettikleri gün olacak.” diye kendisine bir söz vererek başlıyor zorlu hayata… Ve çok da başarılı oluyor!
Öncelikli amacı alay edilmemek ve bir olayda çok iyi olmak için çalışmaya, hayata asılmaya başlamış…
Dikkatinizi çekerim; “bir olayda” yani bir konuda diyor Sayın Mardin… Bu kadar hırslıyken her şeyi öğrenme gibi bir hevesi yok. Zira kendisi o zamanlardan biliyor ki; her şeyi biraz değil, bir şeyi en iyi bilen bir yerlere gelebilir bu hayatta.
Mardin’den özellikle kadınlara öğütler;
Öncelikle kendisi her zaman çalışmaktan yana. Yaşınız 85 olsa bile…
Mardin’e göre insanı ayakta tutan ve beyini daha iyi çalıştıran şey çalışmanın ta kendisi.
Diğer nokta ise ataerkil bir toplumda yaşadığımızı unutmamanız. Zira Mardin’in de söylediği gibi kadınların ne zaman yere batacağı belli değil. Ailesi iki defa sıfıra düşmesine rağmen kendisinin çalışıyor olması onu ayakta tutan şey olmuş.
Betûl Mardin’in iş hayatını dinlerken bir kaç şeyin altını çizmek isterim. Gazetede tercümanlık ile başladığı günden Türkiye’nin parmakla gösterilecek önemli insanları arasına giren, ülkemizdeki iletişim ve halkla ilişkilerin duayeni kabul edilen bir isim olmasını bir sebebi yaptığı işi tutkuyla ve severek yapması. Tüm bunları yaparken merakını ve öğrenme yetisini yanından hiçbir zaman ayırmamış.
Yaptığınız işin ismi her ne olursa olsun; her ne kadar süredir çalışılıyor olursanız olun; o işi severek ve yeniliklere açık olup, merak ederek yapın. Merak ettiğiniz, sorguladığınız, yenilikleri araştırdığınız sürece önünüze çıkan engeller sizi yıldırmaz, aksine daha da hırslandırır ve sizi başarıya ulaştırır.
Mardin’in dediği gibi; “İnsanın içinde bir güneşi gibi bir şey var ya, bir yolda başlamışım yürümeye, böyle gidiyorum.”
İçinizdeki güneşin hiçbir zaman batmaması dileğiyle…


Tedle21gun macerasına sen de katıl. 21 gün boyunca sen de seçtiğin bir TED videosunu izle ve yorumlayarak bize gönder. TEDle21gun, insanların hayatını değiştiren en güçlü disiplinlerden. Bu maceraya sen de katıl.


Rana el Kaliouby: Ne hissettiğinizi bilen uygulama — yüzünüzün görünüşünden

Elektronik kitabın çağımız için kaçınılmaz olduğundan önceki bir yazımda söz etmiştim… Bildiğiniz gibi matbaanın İbrahim Müteferrika ile bu topraklara gelişi dünyaya göre epey zaman almıştı. Yine benzer bir dönemden geçiyoruz. (Belki de bu dönemden hiç çıkmamadık, kim bilir?)

Günümüzdeyse Silikon Vadisi’ni yalnızca beton binalar ve İş ve İşçi Bulma Kurumu sanmamız bile ülkemizdeki teknolojik gelişmelerin, üretimin ne kadar gerisinde olduğunun birer göstergesidir. Dış dünyada ise teknoloji ülkemizden çok daha hızlı ilerliyor. Google’ın sürücüsüz otomobili halka açık yollarda testebaşlaması bu durumun en önemli göstergelerinden biri oldu.

“Eğer kolunuzdaki saatiniz ruh hâlinizi takip etseydi ne olurdu veya arabanız yorgun olduğunuzu hissetseydi veya belki de buzdolabınız stresli olduğunuzu bilseydi, o zaman sizi aşırı yemeden korumak için otomatik olarak kilitlenirdi. Bunu isterdim, evet. Eğer Cambridge’deyken gerçek zamanlı duygu akışına erişimim olsaydı ve bunu ülkemdeki ailemle çok doğal bir şekilde paylaşabilseydim, aynı hepimiz aynı odada olsaydık yapacağım gibi. Bence beş yıl içinde, bütün cihazlarımızın duygu çipi olacak, yalnızca cihazımıza somurttuğumuzda, “Hımm, bunu sevmedin, değil mi?” diyecek bir cihazımızın olmamasının nasıl bir şey olduğunu hatırlamayacağız.”
Bu sözler kendi deyimiyle “genç, yeni evli, Müslüman, Mısırlı bir eş” olan bilgisayar bilimcisi Rana el Kaliouby‘e ait.
Hayatımızı etkileyen iki unsur var; mantığımız ve duygularımız. Mantığımızı bilgisayarlara uygulayabiliyoruz. Fakat aynı şey duygularımız için geçerli değil. Kaliouby’nin bahsettiği üzere; duygularımız hayatımızın her alanını etkiliyor, sağlığımız ve nasıl öğrendiğimizden, nasıl iş yaptığımız ve karar aldığımıza kadar, büyük olanları ve küçükleri.
Arkadaşlarımızla, ailemizle, iş çevremizle teknoloji üzerinden görüşüyoruz. Duygularımızı emoji işaretleriyle karşı tarafa gönderiyoruz.. Peki ya telefonumuz o anki ruh halimizi yüzümüzden anlasa ve buna göre davranışlar sergilese? Bilgisayarımız o anki duygumuza göre bir müzik çalsa? Arabamız uykulu bir halde olduğumuzu anlasa ve motoru çalıştırmamıza izin vermese?

Teknoloji aslında o kadar da korkutucu boyutlarda değil, kontrol altında tutmayı başaranlarımız için hiçbir zaman da olmayacak.

Arda Çetin
http://ardacetin.org


Tedle21gun macerasına sen de katıl. 21 gün boyunca sen de seçtiğin bir TED videosunu izle ve yorumlayarak bize gönder. TEDle21gun, insanların hayatını değiştiren en güçlü disiplinlerden. Bu maceraya sen de katıl.


Ken Robinson diyor ki; “Okullar yaratıcılığı öldürüyor.” 

Ünlü ressam Pablo Picasso, “Bütün çocuklar sanatçı olarak doğar” der… Hangi bilimsel açıklamaya dayanarak bunu söylemiş bilmiyorum ama haklılık payı yok değil. 2003 yılında eğitim alanındaki çalışmaları sebebiyle Britanya’da “sir” ünvanı almış eğitim danışmanı akademisyen Ken Robinson ise “okullar yaratıcılığı öldürüyor” diyor…

Çok değil, 15-20 sene öncesinde ülkemizde üniversite bitirmek büyük bir erdem işiydi. (Önümüzdeki beş yıl sonra ise değil üniversitede lisans mezunu olmak; yüksek lisans yapmak adeta bir zorunluluk halini alacak.) Herkes doktorluk, mühendislik veya subaylık gibi meslekleri tercih ediyor, ettiriliyordu. Bu gün ise günümüzde bu tür meslekler halen tercih ediliyor olsa bile büyük çoğunluğun hedefleri teknolojinin de gelişmesiyle iletişim teknolojilerine ve daha niş sektörlere kaymış durumda… Tam da üniversite tercihlerini yaptığımız bugünlerde aileler çocuklarının ileride yapmasını istediği mesleği “bak çocuğum, bu işte ileride iyi para varmış, bu işin okulunu oku, bu işi yap” diye öğüt vermekteler…
Kimsenin çocuklara “oğlum, sen ileride ne tarz bir iş yapmak istiyorsun?” diye bir sorusu yok… Olsa bile üniversite hayatına başlayacak olan çocukların çoğunun kendi hayatlarına dair bir hedefleri ve vizyonları yok. Üstelik; YGS ve LYS türü sınavları geçtikten sonra ilk oturdukları tercih rehberine “sizce hangi mesleği seçmeliyim?” sorusunu sorabilecek kadar yok!

Aileler hiçbir zaman çocuklarının karar vermelerine izin vermeyen bir hayatı yaşıyoruz. Zira çocuklar karar verirse yanlış yapabilirler. Ancak Robinson’un dediği gibi eğer “yanlış yapmaya hazırlıklı değilseniz hiçbir zaman iyi bir şey yapamazsınız.”

Peki, hiç düşündük mü neden milyonlarca aynı bölüm mezunu işsiz?
Peki; aramızda kaç kişi bize dayatılmış olan lise sıralarını elinin tersi ile itip hayallerinden bahsetti?
Peki, aramızda kaç kişi vakti zamanında “en iyi lise”ye gitmek istemediğini söyleyip teknik liseye devam
etti? Sırf kendi istediği için…
Kim ailesini karşısına almak bir yana, alışılagelmiş bir toplumu karşısına alıp dayatılan onca
zorunluluğu yapmak istemediğini söyledi? Düşük puan aldığı için değil, sadece hayali olduğu için
sanat okumayı tercih eden kişileri hadi bir yüzdeye vuralım? Yeteneğini keşfedip müziği, sporu,dansı,
sanatı seçebilen kaç kişi var?

İsterseniz Türkiye’nin “en iyi” üniversitesini seçin, eğitim – öğretim sistemi aynıdır. (Ülkemizde “öğretim” adına bir olgunun olduğu da tartışma konusu. Adı var, kendisi yok!)
Üniversitelerde öğretilen sistem; iyi kötü bir iş bul, o işte çalış, para kazan ve emekli ol. O zamana kadar ölmezsen ölümünü bekle bir köşede… İşte size mükemmel bir eğitim – öğretim sistemi!
Acaba kim ya da kaç kişi isteyerek, bilerek, aile, çevre ve toplum baskısı olmadan gelecekte yapacağı mesleğin eğitimini almak için bölüm seçimini yapmıştır? Mechul…
Ülkemizdeki en iyi meslek = en çok para kazandıran meslektir. Kişinin o mesleği yaparken mutlu olup olmaması kimsenin (bir süre sonra o mesleği icra edenin de) umrunda değildir.

Kendimden, bizzat bir örnek; çocukluğumda uzun bir dönem hemen her şeye burnumu sokma, sıkılıp başka şeylerle ilgilenme merakım vardı… Bunlardan biri de “oyunculuk” oldu ve o zamanki Bizimkiler adlı dizide sevgili Ercan Yazgan‘ın torpili ile üç bölüm figüran rolüyle oynama şansım olmuştu. O dönem “oyunculuğu” çok sevmiş ve tiyatroculukta devam etmek istemiştim… Az önce sözüne ettiğim aile, çevre ve toplum baskısıyla belki hayatımda ilk o zaman tanıştım. Herkesin kesin fikri “Arda, tiyatrocu olursan aç kalırsın, sakın olma” yönündeydi. Ve sonuçta toplumun istediği oldu ve ben üç bölüm sonrasında hızlı başlayan “oyunculuk” kariyerime yine hızlı veda ettim.

“Bütün çocuklar sanatçı olarak doğar” demiş ya hani Picasso… Günümüzde sorun, büyürken o sanatçı ruhun halen o bedende kalabiliyor olması… Bunca aile ve toplum baskısı arasında yaratıcılığımız, hayallerimiz, istek ve arzularımız sönüp kalıyor ve ortaya milyonlarca işsiz mühendis, doktor ve öğretmen çıkıyor.
Bu dünyanın doktora, mühendise ve öğretmene ihtiyacı olduğu kadar ressama, heykeltraşa, şaire, yazara yani sanatla, yani “insan olmak” bilincini en üst düzeye taşıyan, kendini aşan kişilere de ihtiyaç vardır.

———————————

Arda Çetin

Tedle21gun macerasına sen de katıl. 21 gün boyunca sen de seçtiğin bir TED videosunu izle ve yorumlayarak bize gönder. TEDle21gun, insanların hayatını değiştiren en güçlü disiplinlerden. Bu maceraya sen de katıl.


IMG_1884

TED – May El-Khalil: Barışı sağlamak bir maratondur

 
 
Beyrut…
Nam-i diğer “doğunun Paris’i” olarak adlandırılan Lübnan’ın başkenti.
Çok uzun yıllar Ortadoğu’nun kültür, sanat, bilim ve ekonomi merkeziydi. Tabii Lübnan İç Savaşı’na kadar. 1975’de başlayıp, 1990’a kadar süren “iç” savaş ve 2006’daki İsrail – Lübnan savaşıyla birlikte Beyrut’un eski halinden eser kalmadı… 230 bin insanla birlikte bir şehir, bir ülke de yaşamını yitirmişti.
Ezginin Günlüğü’nün “bu yol bir şehre giderdi, güneşin tutuştuğu denize batmış güle…” diye başladığı “ey şehir sen yoksun” diyerek bitirdiği adına şarkılar yazılmış bir şehir…
Beyrut ve Lübnan bu haldeyken tekrar ayağa kalmaya çalışıyor, barışı isteyen halk sayesinde!
Lübnanlı May El-Khalil, bir maraton koşucusu. Daha doğrusu eskiden öyleymiş. Maalesef geçirdiği bir kaza sonucu artık koşamıyor. El-Khalil artık maratonlarda koşamıyor belki ancak o 2003’den bu yana Lübnan’da insanları barış için koşturuyor. Üstelik 2003’de ilk barış maraton organizasyonunu düzenlediğinde 49 farklı milleten 6,000’in üzerinde koşucu, hepsi kararlı bir şekilde başlangıç çizgisine gelmiş…
Maratonun ilk dakikasında kendi sözüyle; “silah ateşlendi. Ateş, bu sefer değişim için uyum içinde koşmanın işaretiydi.”
Ülkedeki demokrasi, birlik beraberlik ve barış her geçen gün yara almasına rağmen takvimler 2012 Kasım ayını gösterdiğinde 85 farklı milletten 33,000 koşucu başlangıç çizgisine geliyor.
Barışı, birlik ve beraberliği isteyen binlerce insan fırtınalı ve yağmurlu havaya meydan okumuşlar.
Uluslararası Beyrut Maratonu’nun başlangıç ateşinin sesi, dünyadaki diğer savaş seslerinin son bulmasına sebep olması dileğiyle…
——————

Arda Çetin

Tedle21gun macerasına sen de katıl. 21 gün boyunca sen de seçtiğin bir TED videosunu izle ve yorumlayarak bize gönder. TEDle21gun, insanların hayatını değiştiren en güçlü disiplinlerden. Bu maceraya sen de katıl.


Kailash Satyarthi: Barışı Nasıl Sağlarız? Öfkelenin

 

Satyarthi konuşmasında öfkenin ne kadar güçlü ve yok edilemez bir enerji olduğundan bu enerjiyi hayatı boyunca nasıl kullandığından söz ediyor. Bize öğretilenlerin aksine o öfkelenmemiz gerektiğini söylüyor çünkü en basit şekilde anlatacak olursam 83.000 köle  çocuğu fiziksel olarak özgürlüğe –annelerine- kavuşturan güç bu öfkeyle çıkıyor ortaya!

Çocuklara yardım ederken polisler tarafından bir hücreye kapatılıyor ve orada öfkesinin gücüyle gerçekleştirdiği projeyi Satyarthi şöyle açıklıyor . “ Size çocuk işçiliği olmayan halılara talep oluşturmak için tüketicileri eğitmek ve duyarlılaştırmak amacıyla dünyada ilk kez benim tarafımdan yürütülen kampanyadan bahsedeyim. Avrupa ve Amerika’da büyük başarı sağladık. Kuzey Asya ülkelerindeki çocuk işçiliğinde %80 düşüş yaşandı.  Sadece bu değil, tüketici gücü ya da tüketici kampanyası diğer ülkelerde ve sektörlerde de büyüdü,çikolata, elma, ayakkabı — ve dahası. “

Satyarthi öfkesini kontrol ederek başardıklarını sırayla anlatıyor ve bizden de bunu bekliyor. “Öfke, fikir, hareket…” Yapmamız gereken bu! Ve bu günlerde ülkemizdeki birçok insanında içine çekilmek istendiği oyunda öfkemizin üzerine oynuyorlar çünkü hepimiz öfkelenebiliyoruz ve konuşmacının ifade ettiği gibi “eğer bizler daracık ego kabuklarının ve bencillik halkalarının içinde hapsedilirsek, o zaman öfke nefrete, şiddete, intikama, yıkıma dönüşecektir. Ama eğer bizler halkaları kırabilirsek, işte o zaman aynı öfke büyük bir güce dönüşebilir. Biz doğuştan sahip olduğumuz merhametle halkaları kırabiliriz ve bu dünyayı daha iyi yapmak için dünyaya merhametle bağlanabiliriz. Aynı öfke buna da dönüştürülebilir.”

Öfkelenin ve öfkenizi yakıp, yıkmak, öldürmek, kimlerin yaşayacağına kimlerin öleceğine karar verme küstahlığında bulunarak değil barışı dileyerek, çocukların yüzünü güldürmek onlara umut ve güven içinde yaşayabilecekleri bir ülke bırakmak için kullanın!

@kimklotho

Blog: modernzamangocebesi.wordpress.com


Tedle21gun macerasına sen de katıl. 21 gün boyunca sen de seçtiğin bir TED videosunu izle ve yorumlayarak bize gönder. TEDle21gun, insanların hayatını değiştiren en güçlü disiplinlerden. Bu maceraya sen de katıl.


 

Yuval Noah Harari: İnsanın Yükselişini Ne Açıklayabilir?

Harari konuşmasında, tarih öncesinde en önemli özelliği önemsiz olmak olan insanların bugün nasıl olup da Dünyaya hükmedebildiğini açıklıyor. Anlattıklarına göre bir insan ve bir şempanzenin bireysel anlamda birbirinden pek fazla farkı yok hatta bir ıssız adada sadece bu iki canlı olsa şempanze çok daha başarılı performans gösterir. Ayrıca Harari aramızdaki asıl farkın toplumsal seviyede olduğunu söylüyor. Aramızdaki farklılıklardan birkaçını yazacak olursak;

-İnsanlar uyum içinde işbirliği yapar ve Dünya’ya hükmeder ayrıca dünya üzerindeki canlılar arasında sadece bizler hayal kurabiliyoruz

-İnsanlar ikili gerçekliğe inanıyor ve bu şekilde yaşıyorlar bu da Dünya’yı yönetme işinde bizi daha iyi yapıyor. Hayvanlar nesnel gerçekliğe inanıyor ve dağları, nehirleri, ağaçları biliyor bizler ise nesnel ve kurgulanmış gerçeğe inanıyoruz. Kurgulanmış gerçeklerimiz; hukuk, din, siyaset, para! İlginç olan bir şey var ki o da artık kurgulanmış gerçeklere daha fazla inandığımız ve adeta Dünya’nın işleyişini onların sağlaması.

Harari’nin konuşması ve konuşmanın ardından bahsettiği kitabının konusu beni oldukça heyecanlandırdı. Bence bu konular en güncel gündemimiz olabilir ve hemen eskitemeyeceğimiz kadar ilgi çekici bir gündem.

İnsan olarak bu Dünya’da başrol oynadığımıza inandırıldık hep (fakat bu ne cüret bilemiyorum!) oysa artık dünya değişiyor ve belki de

o en eski zamanlarda olduğu gibi faydasız, önemsiz birer canlıya dönüşeceğiz aslında bu bana biraz ürkütücü geliyor!

Şeyma Keskin

@kimklotho

Blog: modernzamangocebesi.wordpress.com


 

Tedle21gun macerasına sen de katıl. 21 gün boyunca sen de seçtiğin bir TED videosunu izle ve yorumlayarak bize gönder. TEDle21gun, insanların hayatını değiştiren en güçlü disiplinlerden. Bu maceraya sen de katıl.